28 Nisan 2010 Çarşamba

YILKILARIN DİYARINDA ÇÖMLEKÇİLİK…

Alternatif bir tatil yapmak istiyorsunuz…
Gezip, görüp, eğlenip, doğanın ve tarihin insana huzur veren, merak uyandıran gizemine ortak olmak istiyorsunuz… Bir taraftan da seyyahlar gibi yazıp, çizip, not alıp bir şeyler öğrenmek, öğrendiklerinizi meraklısına aktarmak peşindesiniz… Günbatımını izlerken fotoğraf çekmek, el yapımı şaraptan yudumlar alırken güneşin yorganını ağır ağır üzerine çekmesinin ne demek olduğuna tanık olmak istiyorsunuz…

Hani pek çok medeniyetin var olup, nicelerinin de yok olduğu coğrafyanın havasını solumak, tarih boyunca nice insanların gezdiği, barındığı sokak aralarını, kiliselerini camilerini, haklarında pek çok rivayet dönüp dolaşan yer altı şehirlerini, kerpiç tuğla karışımı evlerini, Anadolu’da pek fazla örneği olmayan peribacalarının oluşturduğu o harikulade doğa güzelliklerinin kısa bir sürede olsa parçası olmak istiyorsunuz… Sanırım tüm bunların bir araya geldiği fazla yer olmasa gerek Kapadokya’dan başka.

Başlığa bakıp neden bunca şeyden bahsettiğim düşünülmekte elbette ancak binlerce yıllık bir zanaat ve gelenek olan çömlekçiliğin içinde bulunduğu ortamı anlamak gerek. Ne gibi kültürel etkileşimler sonucu bu güne geldiğini ve ne türde ihtiyaçlara karşılık verdiğini bilmeden, her şeyden önemlisi hâkim olduğu coğrafyanın ruhani havasını almadan çömlekçi tezgâhına oturmanın sizlere çok şey kaybettireceğini bilmenizi isterim. Alternatif bir tatilde insana keyif veren ve her zaman yapmaya fırsatımızın olmayacağı deneyimler yaşamadan dönmemek adına atladım otobüse ve Nevşehir’den yaklaşık 45 dakika mesafedeki Avanos yerleşimine gittim. Avanos tarihteki yeri itibariyle 4000 yıl öncesine kadar uzanan “Güzel Atlar Diyarı” olarak da bilinmekte ve adını da ortasından geçen Kızılırmak’ın suyunu içmeye gelen vahşi ve güzel atlardan aldığı söylenmektedir. Coğrafyasının da bir armağanı olarak adını duyuran çömlekçilikle birlikte 4000 yıldır bir geleneği yaşatmakta.

Toprağını Kızılırmak’ın yatakları ve Avanos’un dağlarından alıp örneklerini günümüze kadar yaşatmış olan çömlekçilik, Avanos’ta hâlâ usta ellerde şekil kazanmaya devam etmektedir. Dile kolay 4000 yıllık bir gelenekten bahsediyoruz. Neden Avanos ve çömlekçilik diye soranlarınız olabilir haliyle ve bendeniz buna iki çeşit cevap verebilirim. Birincisi ve her şeyden önemlisi atadan-oğula devam ettirilen usta eller, diğer önemli husus ise çömleği daha sağlam hale getirip ömrünü uzatan Kızılırmak’ın yataklarından Avanos’un dağlarından toplanarak getirilen demir oranı fazla olan toprak. Avanos’ta birkaç elde hâlâ sürdürülmekte olan çömlekçiliği, el becerisine ve sohbetine hayran kaldığım Şaban Usta sayesinde keşfettik. Hoş bir sohbet, güler yüz, taze bir çay ve bir taraftan da çanak-çömlek yapma deneyimini yaşamak istiyorsanız Şaban Usta’nın yerine merhaba demeniz yeterli olacaktır. Ustamız, dededen kalma mesleğini 23 yıldır devam ettirmekte olduğunu söylüyor bize. 3. kuşak olarak dümeni devralmış ve 14 yaşında saksı yaparak tanışmış atadan kalma mesleğiyle. Ben de sanırım biraz geç de olsa saksı ya da benzeri bir şey yapmaya çalışarak bu mesleğe başladığımı düşünüyorum acemi ellerle…

Sizlere çömlekçiliğin yapım aşamalarını biraz kendi kalemimden biraz da ustamızın ağzından anlatarak empati yapmanızı istiyorum ki şu satırlarda okuduklarınızı bir an olsun yaşamanız dileğiyle. Her şeyden önce bu işin yapıldığı yer olan çömlekçi tezgâhına çıkrık dendiği bilmemiz gerekmekte ve bir ustanın oraya oturuşuyla aceminin oturuşu arasında ki farkı tezgâhla arasında oluşmuş aidiyeti buram buram hissederek anlamamız gecikmiyor. Hasır minder üzerine oturup kilimli bir duvara yaslanıp ayaklarınızla sürekli ve senkronize çevirmek durumunda olunan, sağ tarafında kilin sertleşmemesi ve bununla birliktede kolay şekillenmesini sağlayacak olan serpme suyunuzun olduğu bir tezgah da toprağa bir form vermeye çalıştığınızı düşünün.. Çömlekçilik en basit haliyle bu işte... Tabi ki oraya oturduğunuzda bu işin anlatılanlardan ibaret olmadığını anlıyor ve hayıflanmaya başlıyorsunuz ya o ayrı. Hayat derslerden ibaret! Bir avuç “kil toprakla” geliyor Şaban Usta ve bendeniz etrafı gözlemlerken hünerli ellerinde sırıtmıyor o kütle. Asla yadırgamadığı çıkrığına aracının kaptan koltuğuna oturur gibi yerleşiyor. Hani demiştik ya ata mesleği diye o da başlıyor söze “başka bir işi yapmam söz konusu olamazdı” diyerek. “20 yılın tecrübesiyle…” diye başlıyor Şaban Usta o çamurlu elleriyle şekil vermeye ve sıcak sohbetine. Gözlerini, emeğinden hiç ayırmadan işine devam etmekte olduğunu fark edince anlıyorum 3 kuşaktır bu mesleği nasıl yürüttüklerinin sırrını…

Gelelim çömlekçilik hakkında teknik bilgilere; yapılan çömleğin 2 hafta 15 derecelik normal sıcaklıkta bekletildiğini söylüyor ustamız. Yapılan eserlerin sayısı 850- 1000 arası bir sayıya ulaştığında ise odunlu, gazlı veya elektrikli olabilen fırınlarda 8 saat, 1000 derecede pişirdiklerini ve pişirilme süresi sonunda da 8 saat soğuma süresi geçirdiğini anlatıyor usta, hiç kaybetmediği heyecanıyla. Frig, Hitit, Grek, Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının desenlerinin sentezini oluşturarak eklektik bir üslupla bunları sunma çabası içinde olduğunu söylerken, yazımın başında da bahsettiğim Kapadokya’dan gelip geçen pek çok medeniyetin tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu sentez gözlerimin önünden geçiyor. Ayrıca, onların binlerce yıl uğraştığı şeyleri de bir bakıma devam ettirdiğinin verdiği tebessüm de eksik olmuyor Şaban Usta’nın yüzünden. 

Yine ustamızın anlattığı Avanos’a ait yöresel bir anektotla çömlekçiliğin bu coğrafya ile ne kadar bütünleştiğini vurgulayarak yazıma son vermek istiyorum. Eskilerde Avanos’ta iki genç evlenmek istediklerinde erkek tarafı ve kız tarafının da bir talebi olurmuş. Ailelerin çocuklarını verecekleri kişi becerikli mi, ona iyi bir hayat sunabilir mi gibi kriterleri sorgulanırmış bir nevi. Hikâye şu ki, kız verileceği vakit halı dokumasını bilmeyen kızı almazlarmış, evini çekip çeviremez diye. Halı ilmekleri inci gibi dokunduysa kız istenir, ilmekler istenilen gibi olmadıysa kızın kendine hayrı olmadığı düşünülüp vazgeçilirmiş.
Kız sınavı geçerse şayet çömlek atölyesine gelinir damada ayrı ayrı önce kapak, sonra şekerlik yaptırılmış. İkisi de bittikten sonra eğer kapak gövdeye tam oturursa kızı verirlermiş. “Oğlan kızımıza bakabilir” derlermiş. Kapak oturmazsa şayet, “kızımız daha küçük” deyip vermezlermiş kızı…

Evlenmeden önce gidecekseniz dikkatli olun dileklerimle!
Eline yüreğine sağlık Şaban usta! Görüşmek üzere.

Yazı: Onur KAMİLOĞLU
Fotoğraf: Onur KAMİLOĞLU-Uğur KAYA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder